"10 YTL bana, 10 YTL otele..." :)

2005-02-15 20:30:00


Malum emekliyiz ya... Artık İstanbul kazan, ben kepçe doya doya
İstanbul sokaklarını arşınlıyorum her gün birkaç saat yürüyerek...
Hem temiz hava alıyorum, hem de yıllardır uzakta kaldığım semtlerdeki
nostaljiyi yaşıyorum...

Bugün yine aynı saatte evden çıktım, Aksaray'a doğru salıverdim
yokuşaşağı kendimi... Bir çırpıda Aksaray'a vardım tabii ki... Tam
Laleli'ye doğru çıkacakken, Aksaray köprüaltında birden bire kendimi
mektepe ilk giden gençler gibi hissettim...

Mektep deyince öyle hemen aklınıza ilkokul, ortaokul, lise falan
gelmesin... Hani "erkek"liğe ilk adım atılan yer, "ilk milli olunan"
yerlerden bahsediyorum... Aksaray köprüaltı böyle bir yer olmuş
maalesef ben görmeyeli...

Yanıma ortayaşlarda iyi giyimli, makyajlı, eh eline yüzüne bakılır
bir kadın yaklaştı, yarı Türkçe yarı Rusça'ya benzer bir şiveyle, "10
lira bana, 10 lira otele" deyince "Anaaa, ula ben nereye düştüm"
dedim kendi kendime.. Hem donakaldım, hem de olduğum yerde
kalakaldım... Sesim bile çıkmadı... Bir şey söyleyemedim...
Kadına "olmaz" dercesine iki tarafa doğru kafamı salladım... Bu arada
sağıma baktım, soluma baktım, arkama baktım, benden başka bir
beniadem yok... Kadın alenen bana aşk teklif ediyor yolun
ortasında...  İki adım ilerliyorum, bu sefer genç bir sarışın hatun 
yaklaşıyor, "10 lira bana, 10 lira otele" , birkaç adım daha atıyorum
bu sefer bir esmerşın hatun yaklaşıyor "10 lira bana, 10 lira
otele"... Neyse tüm saç renklerini bir bir tamamlayıp Laleli'ye doğru
2. vitese taktım yürüyüşümü, söylene söylene... Ulan hani mahalleden,
semtten birileri görse, diyecekler ki, "Herife bak, saçı, başı, kıçı
ağarmış, Aksaray köprüaltında, Lalelilerde cirit atıyor..." Cık, cık
cık... Olur mu ya, yakışır mı böyle b..k atılması benim gibi adama...

Tabii Laleli yokuşu Allah'tan eşek anırtan cinsten değil...  Ancak,
hemen oradan uzaklaşmak için 2. vites'ten sonra 3. vitese taktım
yürüyüşümü Beyazıt'a doğru... Aklımdan da bana yapılan teklifler
geçiyor geçmesine de ben de hemen bana yapılan bu tekliflerin şiirsel
yanını bulup, dörtlüklere döküveriyorum...

"10 lira bana, 10 lira otele...
Eder 20 YE-TE-LE...
Biri sarışındı, bir diğeri esmerşındı,
Laleli onlarsız olmaz, olamazdı...

10 lira bana, 10 lira otele...
Eder 20 YE-TE-LE..."

diye diye Beyazıt'a vardım çok şükür... Ama ortalık acayip bir
şekilde Rus ve Polanyalı kadınlar kaynıyor... Kendimi Moskova'da
Kremlin meydanında yürüyor gibi hissediyorum, ne bileyim Polanya'da
Warşova'da yürür gibi hissediyorum... Biz Türkler hemen kendimizi
belli ediyoruz... Aslında ben onların Türk olduklarından da şüphe
duyuyorum... Esmer esmer bir sürü erkek kalabalığı... Yüzlerinde iki
karış sakal, üstleri hırpani giyimli... Acayip anlamadığım birkaç
lisanı birden konuşuyorlar... Nerden öğrenmişlerse öğrenmişler birkaç
Rusça kelime, akılları sıra kadınlara laf da atıyorlar... Hepsi 
aylak takımı belli... Ve hepsi de Beyazıt'a üşüşmüş sanki... Rus
hatunların, Polonyalı hatunların peşinde bir sürü ağızlarından salya
sümük akan herifler... Neyse onlara bakmaktansa o kadınlara bakmayı
insan yeğliyor... Hepsi de sanki sözleşmişcesine bu kış ayında bahar
ayında ve yaz ayında giyindikleri gibi giyinmişler... Boy, pos,
endam, şekil şemal her şey alenen ortada maaşallah...

Bu sırada önümde yaşlıca bir amca yürüyor... Yanına yaklaşıyorum...
Adımlarımı onun adımlarına uyumluyorum... Hani askerde yaparsın ya...
Bir sekersin, hoppp yanındaki kişinin adımlarına adımlarını
uydurursun... Ben de öyle yapıyorum... Amcayla yüz yüze geliyoruz...
Belli ki öğlen namazına Beyazıt Camii'ne gidiyor koştura koştura bu
sakallı muhterem amcamız... Elindeki 90'lık tespihle de "Ya sabır
Allah, fesüphanallah!... Ya sabır Allah, fesüphanallah!.." sabır
kelamları getiriyor bir yandan... Yanına geldiğim için bana bakarak
hafif bir tebessümle  "Selamünaleyküm muhterem" diyor bana... 
Allah'ın selamı verdi ya, almaz mıyım ben de, "Aleykümselam muhterem"
diyorum... Ama bu amcamız bana selamını verir vermez gözlerini hemen
önünde yürüyen hatunun etli butlarına doğru kaydırıyor... Hatun da ne
hatun ama... Sağa sola şaftını kaydıra kaydıra yürümesi bir yana
üzerinde de daracık beyaz bir streç pantolon var... Kadının kıçında
donu da yok besbelli... Mucizevi bir şekilde inşaa edilmiş abideyi,
bir mabedi izliyoruz  sanki amcayla birlikte... Amcamız, benimle
selamlaştıktan yola yeniden konsantre oluyor, sonra tespihine kaldığı
yerden devam ediyor... "Ya sabır Allah, fesüphanallah!.. Ya sabır
Allah, fesüphanallah!.."

Amcayı orada hayalleriyle ve ibadetiyle başbaşa bırakıp Çarşıkapı'ya
doğru yönelecekken, vazgeçip Çemberlitaş istikametine doğru
yürüyorum...

Daha Çemberlitaş'a gelmeden önce sol taraftaki baharatçılardan etrafa
yayılan mis gibi baharat kokuları burnumun direğini sızlatmaya
başlıyor... Eh hava da biraz lodoslu, havalanan az buçuk karabiber
tozları ardı ardına beni aksırtıyor yolun ortasında. "Hapşu, hapşu,
hapşu... Hay içim çıkası... Hay eşşeğin şeyi" diye diye baharatçı
önüne kadar geliyorum...

Biz Türk milletinde "Her derde deva" reçeteler çoktur hani... Türlü
reçete türleri buradaki baharatçı dükkanlarının camlarını süslemiş...
Hani duymuştum da, böylesini hiç duymamıştım doğrusu diyeceğiniz
yazılar ise camlarda... İksirler, kuvvet macunları, Padişah
macunları... Tüm bu duyurular da erkeklere hitap eden bir hava var
sanki... Değil değil, alenen var yahu...

Bir baharatçı önünde durdum, tezgahları seyrediyorum, içerde genç bir
tezgahtar, yaşlı bir amcaya bir tarif veriyor...   Ben de çaktırmadan
konuşmalarına şahit oluyorum...

"Bak beyamca, bir bal kavanozunun içine 2 çay kaşığı  karabiber, 3
çay kaşığı nane, 1 tutam kekik, 1 paket vanilya, 3 gr zencefil, 1 kaç
diş karanfil, göz kararı kişniş, 1 çay kaşığı tarçın, bir bıçaklık
hardal, birkaç gram hindistancevizi , bir çay kaşığı safran,  biraz
da mercanköşk attın mı... Aha şu karşındaki düz duvar var ya,
düzduvar, oraya tırmandırır seni Allah seni inandırsın... Dedeme bu
karışımdan yapıp verdim, 6 karı eskiten dedem, yedincisini isterim
hem de 20'lik kızoglankız isterim diye tutturmaz mı... Valla yenge
var ya yenge... Neyse beyamca hem sen, hem yenge memnun kalmazsan gel
bana, paranı iade edeceğim" dedi resmen adamcağıza ya... Ben de
içimden kıs kıs güldüm tabii ki...

"Erkeğin kalbine giden yol, midesinden geçer " diye bir söz vardır
bunu bilirdim ama, alternatif bir yol da cinsellikten mi geçiyor ne?
Neyse ne ya, bunu bütün bir dünya çözemedi ben mi çözeceğim, şunun
şurasında ne güzel hava alıyorum... Geziniyorum, bir çok olaya şahit
oluyorum bak ne güzel...

Tamam bazı gıdaların cinsel istek ve gücü arttırdığı bir gerçek.
Afrodizyak kelimesi de mitolojide aşk tanrıçası olarak bilinen
Afrodit'in adından geliyor bu da bir gerçek. Beslenme uzmanlarına
göre; dolaşımı arttıran, E vitamini içeren, sinir sistemini pozitif
etkileyen, yorgunluğu giderip enerji verici besinsel değerler içeren
tüm gıdalar cinselliği uyarıcı yani doğal afrodizyaktır bu da gerçek.
Türk mutfağı doğal afrodizyakların en yaygın kullanım alanı bulduğu
mutfaklardan olduğu bu da bir gerçek... Eh bizim mutfaklarımızda
baharatlar ön sırada olmak üzere, soğan, sarımsak, balık, çikolata,
hindi eti, kereviz, patates, pırasa, çilek, sahlep ve domates bolca
tüketilir bu da bir gerçek... Eee gerçek olmayan ne... Kuş'un
havalanmaması, kuş'u bir türlü uykudan uyandıramama sorunu da ne ola
ki? Eh bu da belli bir yaştan sonra en büyük gerçek oluyor bizler
için galiba... Bu arada da amcaya tavsiye edilen bu baharatların ne
işe yaradıklarını da baharatçıda elime tutuşturan bir kağıttan
öğreniveriyorum...

Karabiber: Temel afrodizyak malzemedir, cinsel uyarıcı olarak çok
etkilidir.

Nane: Rahatlatıcı özelliği vardır.

Kekik: Vücudu toksinlerden (zehirli atıklar) arındırır, erkeklerde
uyarıcı etki yapar.

Vanilya: Özel tadı ve aromasıyla sinir sistemini uyarır, cinsel
hormaonların işlevini arttırır.

Zencefil: Vücut ısısını arttırır, kadın ve erkekte uyarıcı etki yapar.

Karanfil: Doğadaki en güçlü afrodizyaktır, beyinsel yorgunluk ve
hafıza kaybına karşı etkilidir.

Kişniş: Kurutulmuş tohumları kadınlarda uyarıcı etki yapar.

Tarçın: Tadı ve aroması ile etkili bir cinsel uyarıcıdır.

Hardal: Cinsel bezlerin işlevini arttırır.

Hindistancevizi: Erkeklere çok faydalıdır.

Safran: Dünyanın en pahalı afrodizyaklarındandır.

Mercanköşk: Et yemekleri ve köfteler konur, her iki cinse de
faydalıdır.

Bunları okuyunca ben de durur muyum tabii ki, içerdeki başka
müşterilerle ilgilenen genç tezgahtara seslenerek;  "Yap arkadaşım,
bana da bir kavanoz şundan" deyiveriyorum...

Eee birden bire, yolculuğum Çemberlitaş önündeki tramvay durağında
sona eriyor... Sirkeci istikametinden gelen tramvaya hemen
atlayıveriyorum... Bir elimde kavanoz, bir elimde reçete, hayalimde
ise Rus ve Polonyalı hatunlar... Laleli'de önüme çıkan sarışınlar,
esmerşınlar...

Eve bir an önce varabilmek için yeniden bir türkü tutturuyorum
içimden, buselik makamından...

"On lira bana, 10 lira otele,
Eder 20 YE-TE-LE...

Dayan Ertan az kaldı dayan,
Birazdan ulaşacaksın Fındıkzade'deki eve..."

Ertan Yurderi, 15 Şubat 2005, 20.30

0
0
0
Yorum Yaz