"Annau mamau" ..

2007-02-07 14:58:00

Yukarıdaki başlığı okuduğunuzda hemen bu da ne diyeceksiniz biliyorum. Bu iki kelimeden oluşan cümle, aslında çok şey anlatıyor. Bu iki kelimeden oluşan cümleyi birkaç kez tekrarladığınızda anlamlı bir cümle olduğunu hemen fark edeceksiniz… Benim bunu fark edip belli bir farkındalığa ulaşmam pek o kadar kolay olmadı…

 

İnsanoğlu elbette belli başlı kavramlara ve anlayışlara kendini şartlandırıyor. Yaşamsal koşullarımızın zorluğu içindeyken, algılarımızla,  çok yakınlarımızda olup bitenlerin pek farkında olmadığımız aşikardır. Oysa yaşam ve yaşamda bizlere sunulanlar bizlere hemen hemen her şeyi öğretiyor, yeter ki bunun farkına hemen varabilelim…

 

Neyse derin mevzular bunlar, bunlara bir daldık mı yine “pek derin” olacak, en iyisi mi biz yalın ve gerçek yaşama geriye dönelim. Esas konumuz olan “Annou mamau” cümlesine gelelim…

 

Efendim bu iki kelimeden oluşan cümle, ne Uzakdoğu kökenli bir dil, ne bir yer ismi,  ne bileyim bir ülke adı, ne yaşama gözlerini yeni açmış bir bebeğe ait, ne de iki kelimeden oluşan bir “mantra” kelimesi…

 

Bu iki kelimeyi söyleyen kişi ya da varlık,  tıpkı bizim gibi yaşama, dünyasal anlamda gözlerini açmış bir canlı türü… Hem de ne canlı… Tarifini vereyim, siz ne olduğunu anlayın  hemen… 4 ayaklı (bizim algılarımıza göre), kuyruklu, üzerindeki giysisi sarı-beyaz olan, uzun bıyıklı, etçil beslenen, evimizin ve bizlerin dostu bir zat-ı muhterem… Kimden mi bahsediyorum, hemen anladınız değil mi? Evimizin tekir kedisi Şanslı Beyefendi’den…

 

Hadi bu satırlara kadar okuyup geldiniz de şimdi de bana, “Anlat bakalım Ertan efendi, bu ‘annau mamau’ a ne ola ki” dediğinizi duyar gibiyim…

 

Annau mamau demek (hemen algıladınız biliyorum) “anne mama” demek oluyor… Bu evimizin şanslı beyefendisi artık kendini (canı isteyip, kedilik yapmazsa) düzgün cümlelerle insan gibi ifade ediyor demek oluyor…

 

Zaten ben onun bir kedi mi, yoksa yaşamını kedi olarak sürdürmeye çalışan “Yükseltilmiş Bir Üstad” mı olduğunu karıştırmaya başladım… “Yükseltilmiş Bir Üstad” da ne ola ki diyeceksiniz, hani canım şöyle kendini yüksek bilgilerle donatmış Uzakdoğulu üstadlar yok mudur bildiğimiz, onlardan bahsediyorum… Böyle bir karara nasıl mı vardım biliyor musunuz, anlatayım, canınız sıkılmazsa…

 

Şanslı bize geldiğinde kendi annesinin bağrından dört aylıkken koparılmış bir yavru kediydi… Şu an altı yaşında oldu… Bize geldiği günden beri, kışlık evin terasından ve yazlığımın balkonundan başka sokak yüzü görmedi diyebilirim (Yazlıkta birkaç kez bahçeye kaçmaya teşebbüs etti de, ancak bunda başarılı olamadı)… Biz üç kişilik bir aileyiz. Onun katılımıyla evimizin dördüncü ferdi o oldu…

 

Şimdi şöyle bir düşünün… Hiç dilini bilmediğiniz bir yabancı ülkedesiniz ve altı seneniz o ülkenin insanlarıyla birlikte geçmiş… İster istemez, yaşamsal bir zorunluluk olarak o ülkenin dilini elbet öğreneceksiniz, yoksa sizin kendi anadilinizi o ülkenin insanlarına öğretemeniz na mümkün gibi görünür değil mi?.. Ancak sizinle aynı yaşamsal alanı paylaşanlara kendi dilinizden birkaç kelimeyi de öğretebilirsiniz, bu pek mümkün…

 

İşte Şanslı’da da ilk zamanlar böyle oldu… Bizlere derdini anlatana kadar “kedi” lisanını biz de çözmüş olduk… Çeşitli boğaz nağmeleriyle bize derdini çok güzel anlatmaya başladı… Yalnız Şanslı’nın dilini en çabuk öğrenen eşim Zeynep oldu… Eh ne de olsa o da tecrübeli bir anne… Hani bilirsiniz bebekler daha konuşmaya başlamadan önce “dıgıl dıgıl” sesler çıkartırlar ve anneler bu “dıgıl”tıların ne demek olduğunu anlarlar ya… İşte öyle bir şey bu…

 

Eh zaman da çok çabuk gelip geçiyor elbet… Son zamanlarda dikkatimi çeken çok şey oluyor bu dünyada… Konuşan horozlar mı görmedik TV’lerde, “Allah” diyen arslanlar mı, ney üstadından ney dinleyip ney üstadına saatlerce sarılıp ağlayan kaplanlar mı…

 

Hele şöyle biraz daha geriye gittiğinizde uzaya ilk seyahat eden hayvanlara ne demeli peki…   Maymunlar, köpekler, kediler uzaya insanoğlundan önce çıkmışlar, oradan da bizlere pati sallayarak (artık başparmakları işaret ve orta parmak arasında mı oldu onu bilemem ama) bizden ne kadar üstün canlılar olduklarını kanıtlamışlardır…

 

Eh durum böyle olunca da, malum bizim boynumuz da kıldan ince… Şimdi Şanslı evde bir üstad modunda yaşamını sürdürürken biraz sonra aşağıda da bahsedeceğim gibi Discovery Channel’den öğrendiğiyle; “Hey baba, benim atam olan tekir Felicette siz insanlardan önce uzaya çıkan ilk kedi. Onu bunu bilmem” tavrına zaman zaman öyle bir bürünüyor ki, o zaman gidip kulağından ısırmak geliyor içimden…

 

Yaw hakikaten de, 18 Ekim 1963 tarihinde daha insanoğlu uzaya ayak atmamışken, ilk kedi astronot olan Fransız asıllı tekir Felicette Cezayir’den Fransız 47 Veronique roketiyle uzaya gitmiş, dünyadan 120 mil uzaklaşarak oradan bizlere o da pati sallamış… Daha sonra da dünyaya o kadar yükseklikten paraşütle inme rekorunu kırmış…

 

Konu nerden nereye geldi görüyorsunuz… Bir “annaou mamau” cümlesi bizlere satırlarca yazı yazdırtıyor…

 

Şimdi gelelim “Yükseltilmiş Bir Üstad” Şanslı’nın son durumuna… Herifçioğlu sabahın en er saatlerinde kalkar, tıpkı bir insan gibi ihtiyaçlarını karşılar, daha sonra da biz içerde “Dobra Dobra”yı ne bileyim “Sabah Sabah Seda Sayan”ı seyrederken, o da öbür odadaki TV’nin karşısına geçip ya National Geografic seyreder ya da Discovery Channell… Her iki kanalda da beğenmediği bir program olursa, hemen benim bilgisayarımın yanına gelir benden bilgisayarımda yüklü olan “New Age” tarzı müzik arşivimi açmamı bekler… Daha sonra yanımdaki koltuğa oturur ve Tibetian Incantations grubunun “Om Mani Padme Hum” müziğiyle günlük meditasyonuna başlar… Müziğin içinde geçen her “Om Mani Padme Hum” sözcüğüyle gözlerini Tibetli Üstad’lar gibi çekik göz haline getirir, daha sonra da ruhsal anlamda astral seyahatine çıkar mır mır mırıldanarak…

 

Meditasyonu yaklaşık bir-iki saat kadar sürer… Daha sonra yerinden büyük Yogist tavrıyla kalkarak günlük Yoga hareketlerine devam etmeye başlar… (Yaptığım araştırmalarda ve yoga hocası ağabeyimden duyduğum kadarıyla Yoga’daki bazı hareketler, kedilerden ve değişik hayvanların kendilerini rahatlatmak amacıyla yaptığı hareketlerden alınmış)…

 

Derken Yoga’sını da bitiren Şanslı,  benim üzerimde Reiki seanslarına başlar… Şimdi Reiki’yi bilen biri olarak söylüyorum bunları tabii ki de… Bedenimde hangi bölgede bir rahatsızlığımı hissetsem, Şanslı direkt o bölgeye gelir, üzerine oturur ve patilerini bir indirip bir kaldırmaya başlar ve o bölgenin üzerine yatıp seansını bir Reiki Üstadı sessizliğiyle sona erdirir… Cücü ağabeysinin filmlerdeki dediği gibi; “Hadi kalk ulen, işin bitti” der gibidir edası…

 

Geçenlerde aşağıdaki komşumuz Mukaddes teyzemiz geldi, o da biliyor bizim Reiki uygulayıcısı olduğumuzu, “Şu dizlerim ağrıyor Ertan, sana zahmet bir bakabilir misin?” dedi… Şanslı da oturduğu koltuğundan bu konuşmayı izliyordu… Yerinden o büyük edasıyla kalkıp “Hadi hadi, sen çekil şurdan, ben hallederim” der gibi bana pati atıp, gitti kadının kucağına yerleşiverdi deyuz… Patileriyle kadının dizlerine dokunup durdu. Az sonra kadın “Ay valla, ne iyi etti de geldi bu Şanslı kucağıma oturdu. Ağrım mağrım kalmadı” deyince bendeki karizma da bir anda yok olup gitti tabii…

 

İşte böyle sevgili dostlar, kedim Şanslı,  bizlerle birlikte kendi yaşam senaryosunun gerektirdiği gibi rolünü oynuyor… O yaşamsal görevinin ne olduğunu çok iyi biliyor, ona göre davranıyor, ona göre hareket  ediyor ve ona göre de kendini ifade ediyor… Bizlerle anlaşabilmek için de bizden,  biz insanoğlunun konuştuğu dilden de konuşabilme yetisini geliştiriyor…. Yaşaması için gerekli olan gıdayı bizden istemesini “annau mamau” diyerek şu an öğrenmiş durumda… Suyunun bittiğini de su tabağına kuvvetli bir pati vuruşuyla belli etmekte… Daha nice hareketleri var bu satırlara da sığdıramadığım…

 

Kısaca bizim ondan, onun da bizden öğreneceği çok şey daha var muhakkak… Çünki,  yaşam her iki türde de devam ediyor… VAR olduğumuz müddetçe de hep devam edecek… Yeter ki, TÜR’ler,  birbirleriyle bir BÜTÜN olduğunu farkındalığına varabilsin… Unutmuş olabiliriz ama, Yaradan’ın da zaten BİZLER’den istediği de bu değil miydi?… 

 

Ertan Yurderi, 7.2.2007

28
0
0
Yorum Yaz