"Bana ne anlatmak istedin? - 1"

2001-12-07 06:50:00

Dışarıda yağmur yağıyor...

 

Arabamın içindeyim ve içerde sıcak bir ortam var, dışarının soğuğuna engel...

 

Arabanın silecekleri, teybimde çalan müzik sesine ritim tutturmuş, ona eşlik ediyor...

 

Yavaş ilerliyor trafik... İstanbul'un aksam saatleri çöküyor ortalığa, günün yorgunluğunun çöktüğü gibi omzuma...

 

Günün yoğun trafiğinden soluklanmak için yol kenarındaki bir park yerine çektim arabamı... Dinleneceğim birazcık...

 

Etrafa söyle bir bakıyorum... Parkın her yanını yeşil renkteki cam ağaçları süslüyor, diğer yapraklarını döken ağaçlara inatla... Arabamın benden taraftaki camini açtım ve cam ağaçlarının kokusunu solukluyorum içime doğru... Öyle güzel bir koku var ki, is-duman-egzoz kokusuna rağmen havada... Bu arada öyle bir park etmişim ki arabamı, beş ayrı yolun birleştiği bir kavşağı da görmekteyim... Trafik ışıkları bir yanıp, bir sönüyor... Araba kullananların yüzlerinde değişik ifadeleri de gözlemleyebiliyorum. Kimisi neşeli, kimisi üzgün, kimisi endişeli... Kimisi korkak... Kimisi sinirli... Fakat hepsinde ayni beklenti... "Bir an önce yeşil ışık yansın".. "Yansın ki bir an önce hareket edeyim ve uzaklaşayım stres dolu bu yollardan..."

 

Zaman geçiyor... Ben ise dinlenmekteyim...

 

Ağaçların arasında bir karaltı görüyorum. Bir şeyler var galiba orada... Ne olduğunu anlamlandıramıyorum. O karaltı arabaya doğru, bana doğru yaklaşırken gelenin dişi bir köpek olduğunu fark ediyorum...

 

Şu an yanıma kadar geldi...

 

Yanımda...

 

Islanmış ve üşümüş görünüyor...

 

Kuyruğunu tatlı tatlı sallıyor. Gözlerim gözlerine kilitlendi... Aramızda sessizce bir haberleşmeyi yakaladık...

 

Yalvaran gözleriyle ona bir şeyler vermemi istiyor galiba... "Karnın aç mı kızım?" diye soruyorum, anlamsızca...

 

Bu arada torpido gözüne doğru uzandım, acıyorum, orada yarim paket bisküvim olacak.. Evet buldum...

 

Paketi hızla açıp, ona uzatıyorum, yemesi için... Hayret, verdiğim bisküviyi almadı... "Al kızım, ye" diyorum. Hiç ses seda yok, umursamıyor sanki beni...

 

"Önce sen ye" demeye getiriyor sanki gözleri, verdiğim bisküviyi beğenmemiş bakışlarıyla... Bir tane ağzıma attım ve yemeye başladım...

 

Yavaşça arka iki ayak üstünde ayağa kalkıp on ayaklarını cama doğru dayayarak "bana da verebilirsin artık" diyor...

 

Elimden teker teker yemeye başladı... Başını sevgiyle okşuyorum bu arada, fırsattan istifade... Ve son bir tane kalana kadar yedi, bitirdi... Fakat son verdiğimi ağzına aldı, yemiyor...

 

"Hadi ye kızım, niye yemiyorsun, doydun mu" diyorum.

 

Hayır, yemiyor...

 

Hay Allah!... Ağzındaki biskuvitle yanımdan uzaklaşmaya başladı...

Arada bir geriye donup bana bakarak, yüzündeki tebessümüyle...

Tam "Güle güle köpekçik" diyeceğim anda trafik lambalarının yanıp sönmesi ansızın duruverdi...

 

Elektrikler kesildi... Beş yola doğru yönleniyor. Aman Yarabbim nasıl geçecek karşıya? Trafik lambalarına bakıyor. Onlar ise ne yanıp ne sönüyor... Bir iki deneme yaparak karşıya geçmeye çalışıyor. Ne mümkün... Araba sürücüleri fırsattan istifade hiç durmamacasına, yayalara da hiç fırsat vermemecesine hızlıca geçiyorlar...

 

Köpekçik, karşıya geçme denemelerinin sonucunu alamadı ve insanların yanına geldi, fırsatını kolluyor, onlarla birlikte geçmek için..

Ve hala ağzında bisküvi duruyor...

 

Fakat bir turlu firsat vermiyor arabalar... Ne yayalar geçebiliyor karşıya,

ne de o sevimli köpekçik...

 

Bisküvi ise hala ağzında...

 

İçim elvermiyor, arabadan alelacele dışarı çıktım, içimden gelen bir hisle o köpeği karşıya geçirmek istiyorum. Hızlı adımlarla yola doğru yürümeye başladım...

 

Bisküvi ise hala ağzında...

 

İnsanların çoğu yanlarında bir köpeğin olmasından huzursuz olacaklar ki köpeğin yanından uzaklaşıyorlar. Kimisi ise o sevimsiz kelimeyi kullanıyorlar ona karşı "hoşt!"

 

O ise hiç aldırmıyor bu sözlere...

 

Bisküvi ise hala ağzında...

 

Yol hala bitmedi, dizlerimin bağı çözülüyor... Bir an önce onun yanına gelmeliyim... Ona yardımcı olmalıyım...

 

Yağmur şiddetini artırıyor...

 

Sürücüler ise süratlerini...

 

Bisküvi ise hala ağzında...

 

Allahım o köpeği karşıya geçirmek için ayaklarıma yeteri kadar kuvvet

ver... Yalvarışlarındayım...

 

Birden o köpeğin sol on ayağı kıvrılıveriyor... Sendelemeye başladı... Topallıyor...

 

Artık hızlı koşmaya başladım.... Bir şey mi oldu, gözümden bir şey mi

kaçtı??? Allahım yardim et...

 

Bisküvi ise hala ağzında...

 

Arabaların arasına dalıveriyor... Arabalar onu görünce fren yapıyorlar... Birbiri ardı sıra... O ise topallamaya devam ediyor...

 

"Aman Yarabbim ezilecek" diye bağırmaya başlamışken, topallaya topallaya caddenin birisini geçmeyi başardı bile...

 

İnsanların yanına kadar soluk soluğa geldim... İzliyorum onu, çaresizce...

"Orada dur kızım" yanına geleceğim...

 

Bisküvi ise hala ağzında...

 

Yolun diğer tarafını da ayni şekilde geçiyor... Topallayarak.... Tüm arabalar yine ona yol veriyorlar...

 

İnanılmaz bir manzara... Kare kare izliyorum olanları... İnanamıyorum... Oysa biraz önce o köpekçik gayet sağlıklı yürüyordu. Hiçbir şeyi yoktu.. Ne oldu, gözümden neler kaçtı? Anlayamıyorum... Düşünemiyorum... Düşünce sistemim altüst...

 

Bisküvi ise hala ağzında...

 

Oh, hele şükür caddeleri kazasız belasız geçti...

 

Yolun tam karşısında kaldırımda durdu... Bana doğru bakıyor...

"Güle güle git köpekçik... Seni seviyorum" diye bağırdım... İnsanlar tuhaf tuhaf yüzüme bakmaya başladılar... Yüzümde hem sevinç, hem de hüzün... Son kez köpekçikle birbirimize bakışıyoruz...

 

Bisküvi ise hala ağzında...

 

Ve biraz önce topallayan o köpekçik hiçbir şey olmamış gibi dört ayağının üzerinde gayet sağlıklı bir şekilde yürüyerek, ortadan kayboluveriyor...

 

Bisküvi ise hala ağzında...

 

Güle güle git köpekçik... Bilmiyorum o bisküvi kime götürüyorsun? Bu aksam bana ve oradaki insanlara neler anlatmak istedin... Bana ve onlara hangi dersleri verdin? Yolun açık olsun, bilge köpek...

 

Arabama doğru geri donuyorum, yağmur şiddetli yağıyor, gözlerimden akan yaslara karışıyor...

 

Aldığım dersin açısından olacak, orada öylece arabamın başında kalıveriyorum...

 

Arabamın içi hala sıcak, dışarının soğuğuna engel... Silecekler ise çalışıyor, müzikle birbirine paralel...

 

Ertan Yurderi, 7.12.2001

7
0
0
Yorum Yaz