Edhem Baba, Siyah Eldivenli Kadın ve Reiki

2004-04-14 19:37:00

Hava sıcak ve nemliydi... Güneş kavuruyordu... Pazar günü olması sebebiyle tüm insanlar kendilerini evlerinden sokaklara atmış, parklar, deniz kenarları her yer cıvıl cıvıldı... Belli ki havanın sıcağına inat kendilerine serinleyecek yer arayıp duruyorlardı..

 

İstanbul'un eski semtlerinden Eyüp'teyim... Bu semti oldum olası çok severim... Eski İstanbul'da yaşıyorum havasını verir bana... Etrafta iki katlı eski tahta evler, pencerelerinde rengarenk çiçekler... Evden eve gerilmiş iplerde makineden yeni çıkmış salınan çamaşırlar, çamaşırların içine katılan bahar çiçeği vernel kokuları daha iki sokak öteden karşılar sizi... Alır götürür eskiye, çok eskilere..

 

Herhangi bir sokağın köşebaşından dönerken az sonra bir elinde şemsiyesi, başında fesi bir İstanbul beyefendisiyle karşılaşacağınızı zannedersiniz... Sokak aralarında yürürken de, evlerin camlarını örten tahta kafeslerin ardındaki genç kızların gülüşmelerini de hissedersiniz... Sevimli yaşlı bir teyze, karşıdan karşıya komşusuyla az önce karşısındaki evden çıkan delikanlıyla o evdeki genç kız hakkında dedikodu yaparlar... "Duydun mu kızzzz, Fatma'ların Nuriye'sine dün akşam bu çocuğun ailesi görücü gelmişlerdi... Çocuktaki yüzsüzlüğe bak, bugün de eve oturmaya geldi" gibilerinden söyleşir, gülüşüp dururlar, çekiştirip yererler komşularının kızlarını... Bir başka alemdir böyle bu Eyüp sokakları...

 

İlkbaharı yaza bağlayan Mayıs ayının hatırlayamadığım bir pazar günü dinlencesinde evde oturmaktan ve sıcaktan pişmekten benim de canım sıkıldı ve Eyüp semtinde oturan aynı zamanda dükkan sahibi olan bir arkadaşımı ziyarete gittim...

 

Onunla zaman zaman böyle buluşur halleşiriz... Onun da benim gibi tek hobisi var, o da radyo amatörlüğü... Onunla birlikte olduğumuz zamanlar, konuştuğumuz konular genelde bunun üzerinedir... Bu hobiyi sevdiğimiz için konuştukça kendimizden geçip, geç saatlere kadar otururuz, zamanın nasıl geçtiğinden habersiz...

 

Fakat o gün dükkanın içi de sıcaktan kavruluyordu sanki... İçeride durulamayacak kadar sıcaktı ve havanın neminden olsa gerek bizi boğum boğum boğuyordu... Dükkanın önüne iki tabure atmış, arada bir Kuzeybatı'dan Alibeyköy'ün sırtlarından esen yel'e kendimizi vermiştik, terli tenlerimizi kuruturcasına...

 

Gözüm yolun aşağından gelen bir kişiye takılmıştı... Genç bir bayan olduğu her halinden belliydi, lakin başı sıkı sıkıya kapalı, gözlerinde koyu renkte güneş gözlüğü vardı... Ellerinde de siyah bir eldiven...

 

Yoldan gelip geçen bu kadına hayretle bakıyor, bu cehennem sıcağında başındaki örtüye ve ellerindeki siyah eldivene akıl sır erdiremiyorlar, ardından tebessüm ediyorlardı... Kadın bir yer arar gibiydi... Bazen yoldan geçen kadınları durduruyor onlara bir şey soruyordu... Kadınlar elleriyle bizim tarafı gösteriyorlardı...

 

Arkadaşıma dedim ki; "Bu kadın ya birisini arıyor, ya da bir yeri galiba, ne dersin?"

 

"Hele bir buraya gelsin biz de soralım bakalım ne arıyormuş buralarda?" deyiverdi arkadaşım da...

 

Neyse kadın bizim oturduğumuz yere kadar gelince; "Beyler burada Edhem Baba diye bir evliya varmış, onun türbesini arıyorum" biliyor musunuz?"

diye sorunca arkadaşım ve ben aynı anda ve senkronize bir sesle,

"Arkanıza dönün bakın, Edhem Baba tam arkanızda" deyiverdik... Kadın çok sevindi, türbeye doğru yöneldi ellerini havaya kaldırarak duaya başladı..

 

Ben arkadaşıma dönüp; "Ya türbenin anahtarını versene bana... Ben bu kadını türbenin içine sokacağım" dedim... "Bir mahzuru yoksa..."

 

Arkadaşımın dükkanı o türbenin karşısında olduğu için, Vakıflar'dan görevliler bu türbenin temizliği ve bakımı için ve arada bir türbeyi ziyarete gelenlere türbeyi açmak için anahtarı arkadaşıma vermişler... Arkadaşım da arada bir o türbeyi açıp temizliğini yapar, böyle ziyarete gelenlere de türbeyi açar...

 

Neyse ben anahtarı arkadaşımdan alarak kadının yanına gittim ve;

 

"Hanımefendi şayet arzu ederseniz, sizi türbeye alayım... Duanızı orada yapın ister misiniz?" deyince kadın ağlamaklı bir ses tonuyla...

 

"Sağolun... Çok sağolun... Allah razı olsun, tabii memnuniyetle..." diyerek içeriye girdi... Kadını yalnız bırakıp arkadaşımın yanına geldim...

 

Fakat bu arada dikkatimi çeken ellerindeki simsiyah eldiven olmuştu... Bu havada neden bu eldiven diye düşünüyordum... Arkadaşıma da anlattım...

Aramızda fikir yürütmeye başladık... Belki dedik türbe ziyaretine geliyor ya...

Hani örtünme düşüncesiyle ellerini kapatmış olabilir falan...

 

Kadın yarım saatten fazla içeride kaldı... Daha sonra kapıda göründü...

Ben de kapıyı yeniden kilitlemek için yanına gittiğimde, eğilmiş ayakkabılarını giymeye ve ayakkabı bağlarını bağlamaya çalışıyordu... Fakat bunu yapamadığını görüyordum... Elinde hala eldivenleri duruyordu... O eldivenlerle ayakkabılarını giymesi ve bağlaması mümkün değildi...

 

"Şey afedersiniz, müsaade ederseniz size yardımcı olabilir miyim ayakkabınızı giydirmeye" dedim...

 

Kadın hiç tereddütsüz "Tabii, size zahmet olmazsa" dedi, kibarca...

 

Eğilip kadının ayakkabılarını bağlarken, bir yandan da; "Eldivenlerle zor olsa gerek..." gibilerinden bir söz söyleyiverdim..

 

Kadın "Çok zor beyefendi benim için" dedi...

 

Şaşırmıştım bu söz üzerine... Nasıl zor olabilirdi... Eldivenini çıkarıp çok rahat giyebilirdi ayakkabısını ve ayakkabı bağlarını bağlayabilirdi. Gençti üstelik... Dışarıdan ellerinde de herhangi bir anormallik görünmüyordu...

 

Başladı oraya neden geldiğini anlatmaya...

 

"Geçtiğimiz günlerde hayr olsun bir rüya gördüm.. Rüyamda Eyüp semtindeyim... Sokak aralarında gezinirken Eyüp Sultan Hazretleri'ni ve etrafındaki evliyaları görüyordum... Aralarından bir dede beni türbesine çağırıyordu... Tebessüm ederek.. Bu çağrı üzerine taaa kalktım karşı taraftan Bostancı'dan geldim buralara... Sokak sokak geziniyorum.. Her önüme gelene bir cami ve o caminin karşısındaki evliyayı soruyorum...

 

Bana hemen hemen her caminin veya bir mescidin karşısında evliya yattıgını söylüyordu sordugum kişiler... Oralara gidip bakıyordum, fakat rüyamda gördüğüm yerle alakası yoktu o yerlerin ve evliyaların...

 

Az önce yolun aşağısında yaşlı bir dedeye rastladım, ona da sordum... O da bana 'Az ileride Edhem baba diye bir evliya var... Arpacı Hayreddin Mescidi'nin ve camisinin karşısında, sen orayı sormuyor musun kızım?' dedi bana... 'Nerden biliyorsun dedecim' deyince, 'Eh o kadar da bilelim' dedi bana..

 

Ben de buraya kadar geldim, emin olmak için size de sordum" deyince, şaşırmışlığım bir kat daha arttı... Kadına o dedeyi nerede gördüğünü sorunca bizim oturduğumuz yerin beş altı ev altını tarif etti..

 

Yol düz olduğu için biz en az 20 ev aşağısını rahatça görüyorduk... Fakat biz kadını o dedeyle falan konuştuğunu görmemiştik... Bana enteresan gelen de buydu...

 

Böyle ayak üstü sohbet edeceğimize kadını dükkanın önüne çıkardığımız taburelere davet ettim... Çayımız da hazırdı, hem çayımızı içiyor, hem sohbetimizi koyulaştırıyorduk kadınla... Gözlüğünü ve başını örttüğü örtüye benzer şeyi ve siyah eldivenlerini hala çıkarmıyordu... Çayını eldiveniyle yudumluyordu...

 

Arkadaşım araya girip, "Peki rüyanızda Edhem Baba'yı nasıl gördünüz? Ne söyledi size?" diye sordu...

 

Kadın başladı anlatmaya yine.. "Rüyamdaki dede, 'Gel kızım, derdine çare bulunur elbet' dedi bana... 'Gel beni ziyaret et' dedi... Sadece 'Seni nasıl bulabilirim dede' diye sordum ona... 'Eyüp Sultan Hazretleri'ne komşuyum, yerim bak burası' dedi... Ağlayarak uyandım.. Rüyamı anneme anlattım... Annem yaşlı bir kadın... Onunla bu taraflara gelmek ve sokak sokak aramak olmaz diye tek başıma geldim" dedi...

 

"Peki" dedim ben bu sefer araya girerek, "Neden eldiven takıyorsunuz, ellerinizde ne var, az önce ayakkabılarınızı da giyemediniz, neden eldivenlerinizi çıkartmıyorsunuz?" "Ellerinizde bir sorununuz mu var?" soru ardına sorularımı sıraladım...

 

Kadın başını "evet" der gibi salladı... Çaylarımız bitmişti, arkadaşım çaylarımızı tazelemeye gitti... Kadın bu ara hiç konuşmadan sürekli Edhem Baba'nın türbesine doğru bakıyordu sanırım... Siyah gözlüklerinin ardındaki gözlerine ulaşamadığım için hangi yöne baktığını anlayamıyordum... Fakat gözlerinin kenarından süzülen yaşların yanağına inişini görünce ağladığının farkına anca o zaman vardım, Edhem Baba'ya bakıyordu...

 

Çaylarımız gelmiş, konuşmalarımız derinleşmişti... Bize ellerindeki eldivenin sırrını şöyle anlattı... "Çok iyi bir eğitimim var.. Çok iyi de bir işim...

Çevremde sevilen, sayılan bir iş kadınıyım... Fakat bu illet elime bulaşınca..." diyerek eldivenlerini birden çıkarınca, bir yudum aldığım çayımı zar zor boğazımdan aşağıya indirdim...

 

Elleri yara içindeydi... Bu yaralar bir iyileşip bir azıyormuş... Gitmediği doktor kalmamış... Tam iyileştiğini zannettiği anda elindeki yaralar yeniden oluşuyormuş... Çok acı veriyormuş bu yaralar tekrarladığında... Doktorlar çeşitli ilaçlar ve çeşitli kremler denemişler.. Fakat çare bulamamışlar ...

 

Birçok alternatif terapilerle uğraşan doktorlara da gitmiş fakat yine sonuç nafile... Hocalara bile okutmuşlar, ama nafile... Bu yüzden işlerini çok aksatmış... Vs.. Vs..

 

"Peki" dedim, "Gördüğünüz rüyadan sonrası Edhem Baba'yı da ziyaretinizden sonra iyileşeceğinize inanıyor musunuz?"

 

"Evet" yanıtını verdi... "İnancım var.. Öyle olmasa kalkıp sabahın bir yarısından beri yollara düşmezdim, burayı aramak için saatlerce sokak sokak gezmezdim" dedi...

 

Bu arada arkadaşım, beni dükkanın içine çağırarak, "Ertan ya... Kadına Reiki'den niye bahsetmiyorsun... Bizlere burada her zaman Reiki'yi anlatıyorsun... Bak kadın buralara kadar gelmişken kadına Reiki versene" dedi... Ben de "Bilmem ki... Oğlum baksana bir sürü yere gitmiş, tedavi olamamış, faydam olur mu acaba, deneyeyim mi?" diye tereddütlü konuşunca, arkadaşım kafasını sallayarak dükkanın içinden çıktı, kadının yanına gitti ve;

 

"İçerdeki arkadaşım bir terapi şekli biliyor... Adı Reiki... Size de uygulayabilir mi?" dedi.. Kadın, hiç tereddütsüz, "Denize düşen, yılana sarılır.. Ne yapalım, her şeyi denedik bunu da denesek ne çıkar? Hem Reiki'yi duydum ama ne oldugunu tam bilmiyorum" gibilerinden sözler söyleyerek, yeniden az önce ellerine geçirdiği eldivenini çıkararak bana doğru ellerini uzatıverdi...

 

Ben tam caddenin kenarında kaldırımda oturduğumuz için, dükkanın içine girmeyi teklif ettim... Dükkanın içine girdik ve kadının uzattığı ellerine Reiki vermeye başladım...

 

Uzunca bir süre kadının ellerine reiki verdim... İçerisi çok sıcak olduğu için yapış yapış terlemiştim, bir de Reiki verirken acayip bir şekilde ellerim ısınmıştı... Sanki o yaralar benim elimdeymiş gibi hissediyordum...

 

Dudaklarım kurumuştu... Oysa az önce birkaç bardak çay içmiştim hararetimi dindirmek için...

 

Reiki çalışmamız bittikten sonra yeniden dışarıya çıkıp, oturmaya başladık... Kadın "Geç oldu, annem merak etmesin.. Yolcu yolunda gerek, ben gitmek istiyorum" dedi.. İzin istedi, ve kalktı gitti... Yollar çok karışık olduğu için kadını otobüs durağına kadar da bıraktım...

 

Böyle bir deneyimi yaşamıştık o gün dükkan sahibi arkadaşımla birlikte..

Aradan bir yaz, bir sonbahar geçti ve kış mevsiminin o en çok soğuk karlı bir kış günü arkadaşım dükkanında otururken, dükkanın kapısı açılmış... İçeriye kürklü çok şık bir hanım girmiş... "Edhem Baba'yı ziyarete geldim, anahtarınız yanınızda mı?" diye sormuş.. Arkadaşımda "Evet yanımda, kapıyı açayım" demiş... Kapıyı açmış... Kadın içeriye girmiş... O an müşteri geldiği için arkadaşım dükkana geriye dönmüş... Kadın duasını yaptıktan sonra kapıyı kilitleyip anahtarı arkadaşıma teslim ederken;

 

"Beni hatırladınız mı?" demiş... Arkadaşım da, "Hayır, hatırlayamadım" demiş... "Ben geçen Mayıs ayında buraya gelmiş, yine türbeyi ziyaret etmiş, sizinle dışarıda oturmuş, yanınızda da bir arkadaşınız vardı, hani bana reiki vermişti yanılmıyorsam, şimdi hatırladınız mı ben o bayanım" demiş...

 

Arkadaşım bu hatırlatma üzerine;

 

"Hatırladım, hatırladım.. Hatırlamaz olur muyum... Nasılsınız, şimdi?" demiş... Kadın da, çok iyi olduğunu, ellerinin o günden sonra üç-dört hafta içinde iyileştiğini ve bugüne kadar da hiç yaraya dönüşmediğini anlatmış...

Arkadaşım; "Dikkat ettim" dedi, "Elleri bembeyaz ve bakımlıydı...Yara namına bir iz bile yoktu... Başını sadece Edhem Baba'nın yanına girerken örttü... Gözlükleri yoktu... Gözlerini de görebildim.." dedi...

 

Kadın gitmek üzereyken, arabasından türbeye konulmak üzere, havlu, süpürge ve birkaç eşya çıkartıp arkadaşıma vermiş... Arkadaşım da "memnuniyetle" deyip kabul etmiş verdiği şeyleri...

 

Kadın daha sonra arabasına atlayıp "Hoşçakalın, arkadaşınıza da selamlar" deyip ayrılıvermiş oradan...

 

Edhem Baba, Sahabe-i Kiram'dandır.. Yani peygamberimiz Hz. Muhammed'i (S.A.V) görmüş, sohbetlerinde bulunmuş ve vefat etmiş kişilerdendir... Sahabi, Ashab, Ashab-ı Güzin de denir...

 

Türbesi Eyüp Otakçılar Cezeri Kasım Paşa Mahallesi, Abdurrahman Şeref Cad. No. 26'dadır... Arpacı Hayreddin Mescidi'nin tam karşı köşesindedir... Türbede iki sanduka daha vardır... Birinde saray hocalarından Hafız Abdullah Efendi, diğerinde de Eyüp Camii imamlarından Abdurrahman Efendi yatmaktadır... Bu türbenin az ilerisinde de Edhem baba'nın kardeşi Ferah Baba türbesi vardır...

 

Büyük zatların kabirlerini ziyaret etmek, onlara yolculuk ve onlarla birlikte yolculuk yapmak güzeldir... Ancak orada yapılan dualarda, isteğimizi yine orada yatan gülyüzlünün yüzü suyu hürmetine Yaradan'dan niyaz etmek gerektir...

 

Geçen sene Mayıs ayında bir pazar günü dinlencesinde orada olmamla, bu olaylara dahil olmamdaki hayr'ı hatırladıkça mutlu oluyorum... Siyah eldivenli kadına da bu deneyimi bana yaşattığı için teşekkür ediyorum... Nerede ve nasıl yaşıyorsa... Dilerim yazdığım bu hikaye bir gün bir şekilde onun da eline ulaşır...

 

Ertan Yurderi, (Kocayürek, 14.04.2004)

71
0
0
Yorum Yaz