Helvacı Baba, Yaşlı Tekir ve Reiki...

2004-04-11 19:54:00

O muhteşem kapıdan içeriye doğru girdim ve o taşlı yolda ilerlerken içim içime sığmıyordu... Az sonra onunla karşılaşacaktım... Bahçe çimlerle kaplıydı, yere döşenen taşlar bana o zamanda yürüyormuşcasına eşlik ediyordu.. Yolda ilerlerken onun hakkındaki bilgiler de aklımdan geçiyordu...

 

Kitapta bahsedilen büyük Çınar'ın dibine geldiğimde, heyecanım
artmış, kalp çarpıntılarımın sesini duyar hale gelmiştim...
 
Tam "Tamam işte, çok şükür onu buldum" derken, büyük çınara asılan
kocaman bir tabela bu heyecanımın birden sönmesine yol açtı... İçim
burkuldu... Doğru yerde ve yolda olmadığımı anladım...

O sıralar Birgaripyunus mail grubunda Istanbul evliyalarını tanıtan
yazılar yazıyordum... Fırsatım olduğunda da tanıttığım evliyaların
mezar yerlerini ziyarete gidiyordum... Sıra Helvacı Baba'ya
gelmişti... Helvacı Baba Sufi'ydi. 1500'lu yıllarda yaşamıştı. Adı,
Şeyh Yakub Efendi'ydi... Bayrami Pir Ali Aksarayi'nin halifesiydi...

Ancak o zamanki halk, onu her Cuma günü Şehzadebaşı Camii'nde
dağıttığı irmik helvasıyla tanırdı... Cuma günü namaz sonrası elinde
büyük bir kazanla caminin sol tarafındaki çınarın altına gelir, cami
çıkışında cemaate helva dağıtırdı... Kazandaki helvası hiç bitmezmiş
gün boyu...

Elimdeki kitap da bana Helvacı Baba'nın burada yattığını
söylüyordu... Fakat çınar ağacına asılan tabelada da "Helvacı Baba
burada yatmamaktadır - Fatih Belediyesi" yazıyordu...

Peki "Helvacı Baba burada yatmıyorsa" dedim kendi kendime "insan
altına mezar yerinin nerede olduğunu yazar, yön gösterir, insanlara
yardımcı olur"... Böyle bir şeyi düşünmemişlerdi sanırım... Fakat
bizim insanımız orayı mezar yeri bellemiş, orayı sanki bir canlı
türbe haline getirmişti... Çınarın her tarafından bezler sarkıyordu,
dilek çaputları da rengarenk bir panayır yerini andırıyordu...


Peki dedim kendi kendime "Muhterem neredesin?"

Üzgün bir şekilde oradan ayrılmak üzereyken, gözüm çınarın dibinde
yatan, yaşlı, bakımsızlıktan bir deri bir kemik kalmış ve yüzü gözü
yara bere içinde olan tekir kediye ilişti... Yürüyecek hali yoktu
zavallının...

Yanına kadar geldim tekir kedinin... Gözleri çapak içindeydi, ve
gözlerinin feri gitmişti.. Burnunun ucunu bile göremiyordu zavallı...
Yanına geldiğimi farketti fakat adım atıp kaçmaya mecali yoktu...
Yanına oturdum ve ona Reiki vermeye başladım... Reiki verirken de bir
yandan Helvacı Baba'yı düşünüyordum.. Reiki'nin yumuşak enerjisini
alan kedi de, öyle oturduğu yerde kalakalmıştı, uyuyor gibiydi...

Uzunca bir süre ona Reiki vermeye devam ettim... Etrafta da kimse
yoktu, kime sorayım derken, kendimi o kediyle sohbet eder halde
buldum... Onunla bir insanla sohbet eder gibiydim...

Ona da sordum... "Helvacı Baba nerede be tekir?"...

Evde Şanslı adında benim de tekir bir kedim var... Zaman zaman onunla
evin en sessiz saatlerinde oturur halleşiriz... Ben anlatırım o
dinler... Anlattığımdan anlar mı anlamaz mı onu bilemem ama, kısa bir
süre sonra mırıldanarak uykuya dalar "Bana ne senin anlattıklarından
yaw, şunun şurasında biraz uyuyalım dedik kucağında, seni mi
dinliyeceğiz" dercesine... Ben de o mırıldanmaya dayanamayarak kısa
bir süre sonra ona eşlik ederim... Uyuyakalırız birlikte... Doğal bir
terapi, doğal bir mental çalışması yapmış gibi uyandığımda da kendimi
çok dinlenmiş, mutlu ve huzurlu hissederim...

Neyse yaşlı tekire Reiki vermeyi kestim, o da zaten uykuya
dalmıştı... Yanından usulcana kalktım, o geldiğim muhteşem kapıya
doğru yönelmek üzereydim...

Çınarın yanından biraz uzaklaşmıştım ki, arkamdam acı bir miyavlama
sesiyle durakaldım... O biraz önce uykuda bıraktığım kendi yerinden
kalkmış, acı acı miyavlayarak caminin kuzeydoğusuna doğru yürümeye
başlamıştı... Acı miyavlama sesi hala kulaklarımdan gitmiyor...
 
Gözlerime inanamıyordum... Az önce değil yürümeye, oturduğu yerden
kalkmaya mecali olmayan tekir gayet rahat bir şekilde yürüyordu...
Geriye dönüp peşinden gittim... Durduğu bir yerde yeniden Reiki
vereyim, acısını dindireyim bari diye düşünürken, camiyi geçip
caminin arkasındaki bahçenin son duvarına kadar geldik böylece...
Oradan başka bir yola kapı açılıyordu... Tekir kedi o kapının önünde
durdu ve durduğu yerde de yeniden yattı... Mecali buraya kadardı
sanırım... Kısa bir süre daha orada yanına oturarak ona orada da
Reiki vermeye devam ettim...

Ayağa kalktığım sırada, gözüm bahçe kapısının ardındaki yolda bir
elektrik direğine asılı tabelaya ilişti...

O tabelada şu yazıyordu:

"Helvacı Baba'ya gider.."

Bir anda donakaldım... Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı... Az
önceki o acı acı miyavlamanın beni nereye getirdiğinin
farkındaydım... O yürüyemeyecek kadar yaşlı kedi, verdiğim Reiki'yle
biraz canlanmış ve beni ancak buraya kadar getirebilmişti... Aradığım
YOL'u buldurtmuştu bana... "Hadi yol burası, bundan sonra sen devam
et" der gibiydi hali...

Kapıdan dışarıya çıkıp Helvacı Baba'ya gitmek istedim, kapı sıkı sıkı
kilitliydi... Yeniden caminin etrafını dolaşmam gerekiyordu... O
yaşlı kediye bir kez daha "teşekkür"lerimi sunarak, hızla caminin
etrafını dolaştım o kapının dış tarafındaydım artık... Kapının diğer
tarafından içeriye baktığımda da o yaşlı kediyi bıraktığım yerde
göremedim... Neyse geriye döndüğümde onu yeniden bulur, yeniden Reiki
veririm diye düşünüyordum. Koşar adımlarla tabelayı takip ettim.

Helvacı Baba'nın mezar yerini buldum ve ziyaret ettim...

Ziyaretim bittikten sonra geriye, caminin içine döndüm, yaşlı
tekirle ilk karşılaştığım çınar dibine gittim yoktu... O beni
götürdüğü kapının yanına kadar da gittim, orada da yoktu... Sırra
kadem basmıştı sanki... Bahçenin her tarafını aradım, bulamadım onu...

Camiden çıkarken aklıma Reiki'nin beş altın kuralından "bugün
özellikle varolan tüm canlılara iyi davran" cümlesi geliyor, bana
böyle bir şansı verdiği için hem yaşlı tekir'e hem Helvacı Baba'ya
hem de Yaradan'a şükürler ediyordum... Ben ona iyi davranmış ve ondan
bir şey talep etmiştim, o da o yaşlı haliyle bunu yerine getirmişti...

Aradığımız yol ne olursa olsun, gönlümüzde beslediğimiz sevgiyle o
yola ulaşabilmemiz aslında o kadar basit ki... Yeter ki bunu
istemesini bilelim tüm yaratılanlarla birlikte ve varolan tüm
canlılara iyi davranalım, bu yaşlı bir tekir kedi bile olsa da...


Ertan Yurderi (Kocayürek, 11.04.2004)

160
0
0
Yorum Yaz