"İşte geldik, gidiyoruz..."

2005-06-27 02:01:00

Sultan Makamı TV dizisinin müziğiyle ilk kez tanıdım Kazım Koyuncu ismini... Balat-Fener semti arasına sıkışıp kalan hayatları anlatan güzel bir diziydi seyrettiğim... Her "Sultan Makamı" müziği çaldığında içimden bir şeyler kopup gidiyordu sanki...

 

Senaryo yazarının hayalinin içine "Sultan Makamı"nın müziğiyle dalıveriyor, yaşıyordum o hayatları... Kazım Koyuncu, müziğinin ezgileriyle, yaşanan o hayatları çok güzel hissettiriyordu bana...

 

Evet Kazım Koyuncu'nun aramızdan ayrılmasına hepimiz çok üzülüyoruz bugün... Yaptığı "Laz Rock" müziği o kadar etkiliyordu ki dinlerken beni... Onu dinlerken Karadeniz'in kokusunu, Karadeniz insanının yüreğini hissediyordum gitarından çıkan her ezginin tel nağmesinde...

 

Bundan böyle ulus olarak, oralarda, o bölgelerde ve diğerlerinde yitip giden, genciyle, yaşlısıyla tüm insanlari hatırlayıp duracağız, gözyaşlarımızı yanaklarımızda kurutarak...

 

Neden mi?

 

Çernobil yüzünden elbet...

 

Çernobil'i lanetliyorum, bir kez daha yeniden ve yine yine .. Bir o kadar da o günlerdeki siyasileri de... Hatta o günlerde devlet TV'sinde "Çay içmek faydalıdır" deyip höpürdete höpürdete çay içen o günlerin popüler bakanı Cahit Aral'ı da iyi duygularla hatirlayacağımı kimse söyleyemez...

 

Çernobil gerçekten de o günlerde hem patladığı o ülke topraklarını ve insanlarını, hem de ülkemiz topraklarını ve insanlarını çok kötü vurdu...

Ülkemizde o zamanlarda hiçbir önlem alınmadığı için ve halkımız da radyasyon konusunda hiç bilinçlendirilmediği için normal yaşantısına devam etti "Bize bir şey olmaz" edasıyla... Suyunu içti, sütünü içti, sebzesini ve meyvesini yedi... Tonlarca çayını topladı, onları içti veya onları ülkemizin birçok yerine dağıttı... Hatta belki de şu anda içtiğimiz çoğu çaylarda bile o günlerden izler vardır...

 

Çernobil'in radyasyon etkisi bilmem kaç yüz sene bu topraklar üzerinden hiç geçmeyecek... Ancak o zamanlar çok tartışılan bu konu şimdilerde ise unutulup gitti... Yaşam sanki normalmiş gibi o bölgedeki tüm insanlar gibi bizler de yaşamlarımızı sürdürüyoruz maalesef... Evet bir vurdumduymazlik misaliyle hayat yaşanıyor, yaşanmaya devam ediyor ve edecek de çaresiz...

 

Oysa ülkemizdeki tüm hastaneler, hastanelerin tüm bölümleri Çernobil kazazedeleri ile dolup taşıyor her gün... Dertlerine derman arayan onlarca, yüzlerce, binlerce hasta ve hasta yakınları çare bulabilir miyiz umuduyla o ilden bu ile hastane hastane, doktor doktor koşup duruyor hala umutla...

Genç-yaşlı demeden çoluğuyla çocuğuyla o bölgede her gün bu sebepten yitip giden çokça da beden var bu ülkede... Artık bu tür ölümlere normal sıradan ölümmüş gibi bakıverir olmuşuz, hiç kimsede tek bir tık yok, tepki vs. yok... Acılarımızı da içimize gömük bir vaziyette yaşar olmuşuz... İçimiz yanmakta ama sesimiz soluğumuz çıkmaz vaziyetteyiz hepimiz...

 

Konuşmuyoruz, konuşamıyoruz bile... Konuşsak bile dönüp gelecekler mi yitip gidenler...

 

Ancak, arada bir o bölge insanından ünlü bir işadamı veya ne bileyim bir sanatçı vs. ölümüyle hatırlıyoruz o bölge insanlarının çektiklerini, üzüntülerini... Oysa diğer yitip gidenler gibi şu an hastalıklarıyla ölümüne boğuşanlar, onlar da bizim canımız, ciğerimiz... Bu ulusun evlatları herkes...

Aradan birkaç gün daha geçecek ve biz nicelerini unuttugumuz gibi Kazım Koyuncu'ları da unutacağız, Ayşeleri de, Fatmaları da, oralarda daha yeni dogmus ancak Çernobil hastalıklı bebelerin isimlerini de...

 

Ya arkadaşlar, içim çok yanıyor... Gözyaşlarım bile ıslanmıyor artık pınarlarında... Boğazım ise düğüm düğüm oluyor...

 

Kulaklarımda ise; Karadeniz'in o yemyeşil çay kokulu yüksek yaylalarında, elele tutuşup kemençe sesinin nagmeleriyle yaşamlarını yitirip giderken bile halay çeke çeke gökyüzüne yükselen Zugaşi Berepelerin (Denizin Çocuklarının) seslerini duyar gibi oluyorum... Hepsi bizlere yüzlerindeki gülümsemeyle o gittikleri yerden sesleniveriyorlar:

 

"İşte geldik gidiyoruz... Hoşça kalın, ey halkımız... Unutmayın bizi..."

 

Ertan Yurderi, 27.06.2005

0
0
0
Yorum Yaz