Karabasan ve Reiki

2004-04-14 20:05:00

Yazımın başlığından da anlaşılacağı üzere, bu yazıyı kaleme alıp
hazırlarken bile içim daralmadı değil hani... Yazıp yazmamakta
kararsızdım.. Ancak bu deneyimi de sizinle paylaşmak istiyorum....
Arkadaşımla birlikte geçirdiğimiz korku ve kabus dolu o geceyi ve o
gecede yaşanan olayları anlatacağım...

Neyse zaten klavye başına oturmadan bu yazıya başlamadan önce de
kendi üzerimde epey bir çalışma yaptım.. :)) Şu an kendimi daha iyi
hissediyorum ancak bu yazı yüzünden etkilenecekler olacaksa şayet,
bu  paragraftan sonrasını okumamasını tavsiye ediyorum... :))

Bu paragrafa geçtiyseniz çok meraklısınız demek ki... Hadi bu merak
konusu üzerinde de biraz şöyle güzel bir afirmasyonlu çalışma yapın
da paylaşın bakalım... :)) (Bu satırlar konuya ısındırmak içindi
kendimi...)

Konumuza dönelim hemen...

Soğuk bir kış akşamıydı... Hava erken karardığı için arkadaşımla
birlikte erkenden evine gittik.. Evi Rami’yle Ayvansaray
arasındaydı... Dört bir tarafı evliya, enbiya, mezarlıklarla çevrili
bir semttir burası... Hanımını kısa bir süreliğine memleketine
göndermişti... Zaten arkadaşımın başına ne geliyorsa, hanımının evden
uzaklaştığı zamanlarda oluyordu... Yalnız kalmamalıydı... Ben
yanındaydım ancak, benden önce de hanımını evden memleketine
gönderdiği zaman yanında başkaları kalmıştı... Onlar varken de aynı
olayları yaşıyordu arkadaşım... Bu sefer aynı şeyleri benimle de
yaşayacak mıydı bilmiyorduk... Veya yaşanılacak olaylar sırasında ben
yardımcı olabilecek miydim.. Onu da bilemiyorduk...

Dışarısı çok soğuk ve yağışlı olduğu için arkadaşım eve girer girmez
sobayı yaktı... İçerisi yavaş yavaş ılınıyordu... Odunlar tutuşmuş,
çıtır çıtır ses çıkartıyordu... Üzerine kaynaması için arkadaşım
çaydanlığı koydu... Sonra mutfağa geçtik... Akşam yemeği için
dışarıdan aldığımız malzemelerle kendimize güzel bir ziyafet çekmek
için bir şeyler hazırlamaya başladık...

Her ikimizin de mutfakta olduğu sırada sobanın yanma gürültüsü
artıyordu... Arkadaşıma, “Soba tutuştu, istersen git mandalını biraz
kıs, ısı fazla dışarıya kaçmasın” dedim...

Arkadaşım içeri odaya gider gitmez ardından bir çığlık attı.. “Ertan
koş, çaydanlık yanıyor”... Telaşla sobanın başına geldim... Hakikaten
daha sobanın üzerine koyalı beş dakika bile olmayan çaydanlık fokur
fokur fokurduyor ve üstü kıpkırmızıydı...

Sobanın üzerine baktım, sobanın üzerinde kırmızılık namına bir şey
yoktu... Fakat çaydanlık sanki kordan bir top alevi gibiydi... Zar,
zor maşa ile ile çaydanlığı sobanın üzerinden alıp, banyoya kadar
götürüp, küvetin içine koyuverdik... Soğuk suyla çaydanlığı bir güzel
yıkadık.. O canım çaydanlık kapkara oluvermişti bu kadar kısa bir
süre içinde...

Arkadaşım bana “Gördün mü, bak başladı” diyordu... “Daha bunun
gecesi, geceyarısı var” deyince, “Yok canım hemen bu olaya bir şey
bağlama ve endişelenme... Soba fazla tutuştu da ondan” dedim... O
da “Sen öyle zannet” dedi...

Yeniden mutfağa geçtik... Aldığımız malzemeleri poşetlerinden çıkarıp
bir yandan soyuyor, bir yandan yıkıyor, bir yandan da tavaya
malzemeleri diziyorduk... Ocağı tutuşturmak için arkadaşımdan kibrit
veya çakmak istedim... Cebinden çakmağını çıkartıp bana verdi... Tam
çakmağı çakıp ocağı yaktığım sırada, önümde büyük bir alev
parlamasıyla karşılaştım.. “Bopppp” sesi çıkardı, her yer mavi ve
sarıya çalan renge boyandı... Arkadaşıma dönüp, “Ya ocağı benden önce
niye açıyorsun, bak yanacaktım” deyince;

“Ya ben değil, asıl sen açmışındır...” deyince, sen açtın, ben açtım
muhabbetine başladık onunla... O  da “Sana söylemiştim o yapacağını
yapıyor, o açmıştır” diyordu.... Yine “Bizimle bu akşam daha çok
oynayacak... Daha bunun gecesi, geceyarısı var”  deyince;

  “Ya oğlum sapıttın mı sen, yok öyle bir şey.. Ben çakmağı çakana
kadar fazla gaz gelmiştir... Tüm olay bundan ibarettir” dedim
kendisine... O da bana “Sen onu tanımıyorsun, bilmiyorsun... O bu
gece de bizi rahat bırakmayacak” diyordu...

O böyle söyledikçe az da olsa içime bir korku düşmüştü, düşmesine de,
bu sefer ben endişeli bir şekilde sordum...

  “- Ya bu bahsettiğin şey neyse pek aklım sırrım ermiyor şu an ama,
bize bir kötülüğü olur mu bu şeyin? Başka büyük bir kötülük yapar mı
bize?”

  “- Bugüne kadar hep benimle oyun oynadı, ancak canıma kastedecek
türden bir şey yapmadı... Zaten hanım ve çocuklar evdeyken fazla
rahatsız etmiyor, çok nadiren rahatsızlık veriyor... O da hanım
yanımda yatmadığı zamanlar” dedi...

Arkadaşımın anlattığına göre, bu şey neyse (ben ona karabasan demeyi
uygun görüyorum) hanımı evden uzaklaştığında arkadaşıma evde böyle
küçük sürprizler hazırlıyor, akşamları uyutmuyor,  uykusuzluktan
gözleri kapanıp uykuya geçtiği sırada yanına kadar gelip gıdıklayıp,
burnunu sıkıyormuş... Arkadaşım da uykusundayken sanki onunla
mücadele eder gibi el, kol ve ayaklarını aşırı derecede hareket
ettirip, bağırarak uykusundan uyanıyormuş... Karanlık ve kara bir
bulut şeklindeymiş..  Tam anlamıyla tarif edemiyordu, gördüğü şeyi...
(Ancak bana bunu bu şekilde anlatmaya başladığından itibaren
karabasan olduğunu zaten anlamıştım, yanılmamıştım...) Bu konuda az
çok daha önce de benim deneyimlerim vardı... Sormalarıma devam
ediyordum...

“Peki” dedim, “Seninle birlikte olanlar, onu görebiliyor mu? Mesela
ben onu görebilecek miyim?” dediğimde... “Hayır göremiyorsun, zaten
her zaman görünmüyor ancak böyle rahatsız ederek korkutuyor,
korkutmaya çalışıyor, eğleniyor”  dedi...

Eh korkudan mı, yoksa kendimizi koruma altına alma içgüdüsünden mi
bilinmez... Ben hemen evin her yanına, her odasına Reiki yapmaya, tüm
odaları ve mutfağı koruma altına almaya karar verdim bu sözler
üzerine...

Kendi üzerime ve arkadaşımın üzerine de sembol çizerek Reiki vermeye
devam ettim... “Tamam, artık bundan öyle bizi rahatsız edemez, evin
her yanını koruma altına aldım” dedim demesine de... “Hay dilimi eşek
arısı”... diyesim geliyor şu an... Daha  sözümü bitirir bitirmez ön
odada harlı yanan soba tütmüş, mutfağa doğru ağır bir duman kokusu
geliyordu.. Koridoru geçip, salona baktığımızda her yer duman
içindeydi... Camları açtık... Arkadaşım hala ısrarlıydı;

“Sen ne yaparsan yap, bu akşam çekeceğimiz var” dedi...

“Ya” dedim, “Oğlum.. Amma pipirikli adamsın... Evde yaşadığın her
şeyi, her başına gelen olayı böyle bir şeye bağlama... Böyle
endişelenme ve korkma... Böyle yaşanır mı ya? Böyle her gece, her
gece... İnsan delirir bu evde be” dedim... “O zaman bu evden çıkın,
başka eve taşının...” diye akıl vermeyi de ihmal etmedim tabii ki...

Arkadaşım gülümseyerek, “Bu ev babamdan yadigar bize... Tüm
apartmanda bizim akrabalar var... Nasıl ve nereye gideriz bu kış ve
kıyamette” dedi... “Zaten ben evlendiğimde böyle bir şey yaşamıyorduk
ki... Bir gün bizim hanım akrabasına gidip bir akşam kaldı... Ne
olduysa o zaman oldu... Senelerdir bunu çekiyoruz böyle... Hanım onun
için hiç evden ayrılmaz, bir yere gidip kalmaz... Ancak şu an
memlekette hastaları var, onu ziyarete gitti, bir iki gün içinde de
benim bu durumumu bildiğinden dolayı dönüp gelecek... İşte o zamana
kadar bunu çekeceğiz...” dedi...

“Peki” dedim arkadaşıma... Sen böyle evhamlanınca, endişe ve kuruntu
yapınca her şeyin düzeleceğini mi sanıyorsun?... Sen korktukça, sen
endişelendikçe, onun ekmeğine yağ sürmüyormusun sanki... Yapma böyle
ya... Bu tür olumsuz düşünceler üretme... Bu tür düşüncelerden
kendini arındır, hatta ve hatta bu konuda söz üretme” dedim...

Neyse bu arada yemeğimizi yapmıştık.. Yemek yemek için masamıza
oturduk... Arkadaşıma sürekli telkinlerde bulunuyordum aklım ilk
gelen cümlelerle... “Bu tür düşünceleri sen üretiyorsun, davetiye
çıkartıyorsun bazı şeylere” gibilerinden... O da hem yemeğini
yiyiyor, hem de can-ı gönülden söylediklerimi dinliyordu...

“Sana bu akşam biraz Reiki vereyim mi” dedim
kendisine... “Memnuniyetle” dedi... “Bak,” dedim, “sana biraz da
mental çalışma denilen bir çalışma da yapalım... Bu düşüncelerinden
uzaklaşasın ve o gördüğün şey neyse ona da davetiye çıkartmaktan
vazgeçesin diye”... O da;

“Ne yaparsan yap... Nasılsa bu akşam sen burdasın, yanımdasın sabaha
kadar benimle, değil mi?” dedi..  Sesi tereddütlüydü... Benim tüm bu
yaşananlardan ürküp, çekip gideceğimi zannedip yine endişelerini
belli ediyordu...

“Ya oğlum” dedim, “Ben bu gece seni yalnız bırakmayacağım ve bol bol
Reiki çalışacağız” “ancak bunun yarını, ertesi günü var... Zaten bir
ertesi gün de hanımın geliyor.. Rahatlarsın o zamana kadar” dedim.. O
da zaten iki gün üst kattaki ağabeyisine çıkıp orada kalacaktı...

Yanımda getirdiğim tütsüleri yaktım.. Eve gelirken uğradığımız
aktardan aldığımız “günlük” adındaki tütsüyü de bir tenekenin
üzerinde yakıp evi bir güzel tütsüledikten sonra, arkadaşımla
birlikte uzun bir Reiki seansına başladık...

Saatler epey bir ilerledi... Artık uyku zamanı geliyordu benim için..
Gözlerim ağırlaşmıştı... Arkadaşım da Reiki sonrası epey bir
gevşemişti.. Öyle TV’deki filme aptal aptal bakıyorduk...

“Ben uyuyacağım” deyince, arkadaşım içerden battaniyeleri getirip,
kanepe türündeki çek-yat’ın üzerine serdi.. Her ikimiz de farklı çek-
yat’larda uzanıp TV’yi öyle seyretmeye başladık...

Gecenin hangi saatiydi bilmiyorum.. Sağdan sola dönerken bir ara
gözlerimi açtım... Ortalık karanlıktı... TV örtülmüştü... Arkadaşım
da karşı çek-yat’ta mışıl mışıl uyuyordu... Battaniyeyi biraz daha
kafama çekerek, yeniden dalmışım...

Epey bir süre uyumuşuz, sonra birden kulağıma değişik sesler gelmeye
başladı... Kafama kadar çektiğim battaniyeyi göz hizamdan açtığımda
bir de ne göreyim... Arkadaşım debelenip duruyor çek-yat’ın içinde...
Hemen çekyaktan fırlayıp, elektrik düğmesini açtım.. Arkadaşımın
yanına gittim, sarsarak uyandırmaya çalıştım...

“Ne oluyor oğlum ya, kalksana... Beni uyuz ettin” dercesine
azarlıyordum uykulu gözlerle bana bakan arkadaşımı...

“Ya ne bileyim, burnumu sıktı, kulaklarımı elledi, onunla mücadele
ediyordum bana bunları yapmaması için” dedi... “Tam bu sırada sen
beni uyandırdın” dedi...

“Ben bir şey görmedim ki” dedim... “Sadece sen uykudayken mi
görüyorsun bunları?.. Ayıkken bir şey yapıyor mu bu sana uykuda
görünen şey” diye sordum ona..

“Sadece uykudayken görüyorum o karaltıyı... Gelip uykumun en güzel
yerinde böyle içine ediyor, onunla böyle mücadele etmek zorunda
kalıyorum” dedi yeniden...

Ben yine yattığımız odaya Reiki göndermeye ve göndermem bittikten
sonra da arkadaşımın üzerine Reiki vermeye devam ettim... O uykulu
uykulu beni izlerken ne yaptığıma dair, uyuya kaldı yeniden... Tabii
ben de uyku muyku yok... Uyku hakgetire... Koltukta oturup onu
izlemeye başladım... Sabah ezan sesine kadar oturdum, sonra ben de
oturduğum koltukta sızıp uyuyakaldım... Ve sabahın ilk misafirleri
kuş sesleri bizi ilerleyen saatlerde uyandırmaya yetti...

Ertesi gün Pazar günü olduğu için biraz geç kahvaltıya oturduk...
Kahvaltı ederken, arkadaşım mutlu görünüyordu... Çünki dün akşam
sadece bir kez mücadele etmek zorunda kalmıştı bu karabasan denilen
yaratıkla... İyi de uyudugunu söylüyordu ilk kez... Hanımının evde
olmadığı ilk geceyi böyle bir şekilde geçirmiştik.. Ben tabii o günün
akşamı da zar zor beni evinde kalmaya ikna etti...

O gün bütün gün oturup bu konular üzerinde sohbet ettik... Neler
yapacağımızı, neler yapılabileceğimiz konusunda bir sürü şeyden
konuştuk... Yine akşam erkenden oluvermişti... Ve .biz yeniden bir
şey yaşayıp yaşamayacağımızı bilmeden geceyi ve geceyarısını
bekledik, birbirimizle sohbet ederek... Ve ben fırsat oldukça evde
tütsü yaktım... Bildiğimiz tüm duaları okuduk.. Ve en önemlisi
arkadaşıma bu süre içinde komple bir Reiki seansı yaptım...

O akşam da her ikimiz mışıl mışıl uyuduk, arkadaşımı bu karabasan
denilen şey hiç rahatsız etmedi...

Ve bugünün de sonrasında fırsatım olduğunda ona Reiki vermeye ve
göndermeye devam ettim...

Şimdi artık böyle karabasan görme endişesini ve korkusunu taşımıyor
arkadaşım... Hanımı evde olmadığı zamanlar da rahat rahat uyuyor...

Arkadaşıma bu konuda net yardımım dokunup dokunmadığımı sürekli
izlemekteyim... Bu olayları geçirdiğimiz zamandan bu zamana kadar bu
konuda herhangi bir şikayette bulunmadı  çok şükür... Sadece arada
bir beni arayıp kendini huzursuz, sıkıntılı hissettiğini söylediği
zamanlar oluyor elbette. Ben de o zaman  hem arkadaşımın yaşadığı bu
olaylar için hem de bahsettiği sıkıntılar ve kendini huzursuz
hissettiği zamanlar için onun bilinçaltına, bütünün hayrına olacak
şekilde tüm düşünsel kalıpların çözülüp dengelenmesi için ona Reiki
göndermeye devam ediyorum...

Bu çalışmalar sırasında şu afirmasyonların yararını hem arkadaşımda
hem de kendimde  yaşayarak gördüm ve deneyimledim..

- Herşeye sevgiyle tanık oluyorum...
- Evrenin her yerinde güvendeyim...
- İç ve dış yuvam, güzellik ve huzur yerleridir. Yüreğim evimdir.
- Bütün deneyimler boyunca kendimi sevmeye devam ediyorum. Ve her şey
yolunda, endişe duyulacak bir şey yok.
- İçimdeki sevgi, beni her türlü korkudan arıtıyor.

Ertan Yurderi, (Kocayürek, 14.04.2004)

18
0
0
Yorum Yaz