"Can't take my eyes off you"

2004-10-13 05:10:00

Yağmur şiddetini arttırmış, arabamın silecekleri ise yağan yağmurun şiddetine yetişmek için çabalamakta... Yavaşlayan trafikte Volkswagenimden çıkan motor gürültüsünü bastırmak amacıyla, radyonun sesini biraz daha açıyorum... Radyoda çalan "Can't take my eyes off you" adlı parça, ruhumun derinliklerindeki gergefe narin bir şekilde oya gibi işliyor gözlerimin önünden geçen güzel günleri yeniden.. Beni alıp yıllar öncesine götürüveriyor yine...Sileceklerin sağlı sollu çalışmasıyla sanki hipnoza girdim, önümdeki beyaz buğulanmış camdan içeriye dalıverdim usulca...Bir sonbahar güncesini yaşadığım yıllar öncesi İstanbul'un yine soğuk ve yağışlı bir Ekim havasında Gülhane Parkı'nda yürüyorum onunla birlikte...Yağan yağmur tanecikleri üzerimizi ıslatmış, saçlarımızdan ve yüzümüzden damlıyor tanecikler, bu güz yağmurunun serinliğiyle... Etrafımız yeşilden kırmızıya, kırmızıdan kahverengiye çalan renkli ağaç yapraklarıyla dolu ve biz ağır aksak adımlarla ilerliyoruz Sarayburnu istikametine doğru, yerdeki kuruyup ıslanmış yaprakları ayak uçlarımızla itiştirerek...O yürüdüğümüz yol hiç bitmeyecek gibi... Sözlerimiz bitmiş, yüzlerimizdeki tebessümlerimiz ile konuşuyoruz sadece... Ve yine sadece gözlerimizdeki derin sevgiyle konuşuyoruz... Ellerimiz, tıpkı yüreklerimiz gibi kenetlenmiş birbirine, sımsıkıca bağlı... Kısaca, "Can't take my eyes off you" hali var her ikimizin de üzerinde...Sarayburnu'na yaklaştıkça denizin kokusu da karışıyor nefeslerimizin ve dudaklarımızın buğusuna... Ve Sarayburnu'ndaki çay bahçesinde, içimizi ısıttığımız çayı yudumlarken gözlerimiz yine kilitleniyor birbirine...Gözlerimizin bir ara birbirinden ayrıldığı sırada da, esen poyrazla birlikte taa ilerlerden yanımıza kadar sokulan yağmurun sis bulutu içinde kaybolan gemiler ve o gemilerdeki yolcuları düşünüyoruz.. İskelesi olmayan limanlarda bekleşen sevgilileri ve aşkları düşünüyoruz...Oturduğumuz masanın üzerine o günkü tarihi de belirterek derin bir kalp çizip içine yerleşti... Devamı