Bir İstanbul öğleden sonrası ...

2004-06-23 04:00:00

Bir İstanbul öğleden sonrası...  Nedeni belirsiz bir şekilde Eminönü'den kalkıp Boğaziçi'ne doğru giden tur motorlarına atıverdim kendimi birden... Eminönü'ndeki üzerlerinde "Tarihi Meşhur Balık-Ekmek"çi yazan teknelerde kızartılan donuk gözlü Norveç balıkları kızartma kokularından ve Mehmet Efendi Kurukahvecisi'nde yepyeni kavrulup çekilen enfes Brezilya kahvesi kokusunu da içime kata kata,  nemden ıslanmış ten'ime,  İstanbul Boğazı'nın  serin poyraz esintisini vererek uzaklaşıverdik iskeleden....Köprü altından geçerken, köprüüstü balıkçılarının misinaları birer birer inip çıkıveriyordu suya... Bazıları boştu, bazılarında ise izmarit, istavrit ve kıraçalar doluydu... Oltaların her biri birer usta avcıydı sanki balıklarla cebelleşen... Akşama tutulan nafakalar yenilecekti evde büyük bir iştahla, şöyle caanııım Yedikule bostanı yeşil kıvırcıkla yapılacak salataya katıkla... Yanına da bir ufak Rakı açtın mı, demeyin keyfinize...Genciyle, yaşlısıyla bir çok insan vardı bindigim motorda... Yolcuların yüzüne baktım şöyle gizlice.. Çoğunun yüzünde bir mutsuzluk okunuyordu sanki, sebebi belli, belirsiz... Yüzlerde gülmeyi bırakın, gülümsemenin esamesi bile okunmuyordu.. Birkaç genç insanın dışında etrafa gülücükler saçan kimse kalmamıştı sanki... O gençler de, genç olmanın verdiği mutlulukla ve evden uzak bir gün geçirmenin mutluluğuyla olsa gerek kendi aralarında şakalaşıp, gülüşüyorlardı sürekli...  Belli bir süre sonra onlar da bu tebessümsüz yüzlere iştirak ettiler sessizleşerek... Ortama uyum sağladılar yani...Gözlerim, köprü çıkışına doğru sol taraftaki Cenevizliler zamanından kalma ticarethanelere ilişti, şimdiki Perşembe Pazarı dedikleri.. Üst tarafta yine Cenevizliler'den kalma tarihi Galata Kulesi silüeti görünüyordu, meşhur Zürafa Sokağı evlerinin ardında kaybolan... Manukyan'ın evlerinden muhabbet tellallarının bağrışları ve  o evlerde hayatta kalma gayreti ve çabasıyla bedenlerini üçbeş kuruşa satan... Devamı